nato

“NATO” Bahane Değildir



Japonya ve Norveç medyalarında yer alan haberler ABD’nin insani inisiyatife karşı daha saldırganlaştığını, Nükleer Silahların İnsani Sonuçları hakkında düzenlenen Üçüncü Konferans’ın sonucunda Avusturya hükümeti tarafından verilen söze katılmamalarını sağlamak için bu ülkelere karşı diplomatik atak başlattığını gösteriyor. Viyana Konferansı’nın ürettiği kapsamlı kanıtlar sonucunda ortaya çıkan bu Vaat, “nükleer silahların yasaklanması ve tamamen ortadan kaldırılması için gerekli yasal boşluğu doldurmak” amacıyla yapılmış bir çağrıdır. ABD, nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya çağrılarının ortasında elini ve nükleer silahsızlanma hakkındaki tüm tartışmaları kontrol etme niyetinde olduğunu ve kendisini içinde bulunduğu konfor bölgesinden çıkarmaya çalışan hiç kimse ile ilgilenmediğini göstermeye karar verdi.

Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması (NPT) içinde yer alan nükleer silah sahibi beş devlet “insani inisiyatif”e karşı son derece şüpheci yaklaşıyor. 2012’de bir grup ülke tarafından başlatılan ve insani yaklaşımı benimsemiş aktörler, ve içinde ICAN’in de yer aldığı sivil toplum örgütleri tarafından desteklenen bu inisiyatif nükleer silahlarla ilgili tartışmayı güvenlik merkezli olmaktan çıkarıp nükleer silahların insanlığa yönelik büyük bir tehdit oluşturduğu gerçeğine doğru yönlendirmeyi başardı.

NATO üyesi Norveç, nükleer silahların insani sonuçları hakkındaki üç konferansın birincisini örgütledi. İkinci konferans Şubat 2014’de Meksika, Nayarit’de düzenlendi. Ve bu konferanslar dizisinin üçüncüsü Avusturya hükümeti tarafından organize edildi. Bu sonuncu konferansa 158 devletin temsilcileri, yüzlerce sivil toplum temsilcisi ve bazı uluslar arası kuruluşlar katıldı. Bu konferanslar sırasında sunulan kanıtlar, nükleer silahların insanlığı felakete sürükleyecek bir potansiyele sahip olduğu; nükleer patlama riskinin giderek arttığı; ve kaza ile ya da bilerek nükleer patlama gerçekleşmesi durumunda böylesi bir patlamanın sonuçlarını hafifletmek için hemen hemen yapılabilecek hiçbir şey olmadığı sonucuna vardı.

İnsani inisiyatifi “dikkatin dağılması” olarak reddettikten ve yokluklarında bir ilerleme kaydedildiğini kabul ettikten sonra, İngiltere ve ABD kendilerini Viyana Konferansı’na katılmak zorunda hissettiler. NATO müttefiklerinin, hepsi olmasa bile, büyük çoğunluğu başlangıcından itibaren bu insani etki konferanslarına katıldılar. Bunların bazıları nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya taleplerini savunamayarak iki yüzlülüklerini gösterdiler. Diğerleri “nükleer silahların herhangi bir durumda kullanılması”nı kınayarak ve nükleer silahların yıkıcı sonuçlarının “nükleer silahsızlanmaya yönelik bütün yaklaşımların ve çabaların” temelini oluşturması gerektiğini söyleyerek sürece desteklerini diğer forumlarda da ortaya koydular.

Şimdi, 2015 Gözden Geçirme Konferansı’ndan birkaç hafta önce silahsızlanma yönünde hiçbir gelişme kaydedilmemiş durumda. Beş yıl önce kabul edilen NPT Eylem Planı’nın ve NPT’nin VI. maddesinin silahsızlanma konusundaki vaatlerinden hemen hemen hepsi nükleer silah sahibi devletler tarafından ayaklar altına alınmış durumda. Nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya çağrıları nükleer silahların modernizasyonuna yatırılan milyarlarca dolar ile bir araya geldiğinde kulağa hiç de güvenilir gelmiyor.

Nükleer silah sahipleri güvenlik koridoruna girmek üzereyken, bunun riskleri hakkında uyarıda bulunmak onların ‘iyi arkadaşlarının’ ve müttefiklerinin görevidir. NATO müttefikleri körü körüne ABD’nin isteklerine itaat etmenin kendilerini de suç ortağı haline getireceğini düşünmeliler. Şu an var olan nükleer silah rejimi sadece sürdürülemez değil, aynı zamanda, öngörülemez risklerle dolu.

Buna karşın bir başka ülkeye nasıl davranması gerektiğini söyleme saygısızlığını gösteren NATO dayanışması, Avusturya Vaadi’ni desteklemeyi reddetmenin bahanesi olarak ileri sürülmemeli. NATO’nun stratejik konsepti nükleer silahsızlanma ve “daha güvenli bir dünya” arasındaki bağlantıyı kabul eder ve “nükleer silahlardan arındırılmış bir dünya için gerekli koşulları yaratma” vaadinde bulunur. Bütün üye devletler böyle bir amacı hedeflemeli ve nükleer silahların tamamen ortadan kaldırılması için uğraşmalıdır.

NATO üyesi bütün devletler askeri bir ittifakın tarafı olmanın yanı sıra NPT’ye de taraftırlar ve madde VI da dahil olmak üzere onun getirdiği yükümlülükler bu devletler için bağlayıcıdır. Avusturya Vaadi, “NPT’ye taraf olan bütün devletler, madde VI altındaki yükümlülüklerini hemen ve tam olarak yerine getirmek konusundaki vaatlerini yenilemeli ve bu amaçla nükleer silahların yasaklanması ve tamamen ortadan kaldırılması için gerekli yasal boşluğun doldurulması için gerekli etkili önlemleri tanımlamalı ve bunların peşini bırakmamalıdır” diyen bir çağrıdır. Bu amaç hiçbir NATO yükümlülüğü ile çelişmez. Tam tersine, anlaşmaya taraf devletler, NPT 2010 Gözden Geçirme Konferansı Eylem Planı’nda (Eylem 5, 7 ve 8) belirtildiği gibi, NATO ittifakı içerisinde nükleer silahların sayısını azaltmak ve bu silahlara olan bağımlılığa bir son vermek için çalışmalıdır.

Ayrıca NATO üyesi devletler nükleer silahlarla ilgili olarak bağımsız ulusal politikalar belirleme hakkına sahiptir. Örneğin bu devletler farklı zamanlarda NPT, PTBT, ve CTBT gibi anlaşmalara taraf olmaktadırlar. NATO’nun nükleer politikası sadece stratejik konsepte ya da hükümetler arası anlaşmalara indirgenemez, her bir üye devlet tarafından formüle edilen ve hepsi birbirinden farklı olan politikaları ve askeri doktrinleri hesaba katmak zorundadır. (ILPI, A ban on nuclear weapons: what’s in it for NATO?).

Nükleer Silahların İnsani Sonuçları Konferansları tarafından ortaya konulan kanıtlar nükleer bir patlamanın sonuçlarının daha önce öngörülenden çok daha kötü olacağını gösteriyor. Böyle bir patlamanın etkileri bir ulusun sınırları ile sınırlı olmayacaktır ve patlama sayısına bağlı olarak bölgesel ya da küresel etkilere sahip olacaktır. Böyle bir senaryonun riskleri daha önce hayal edilenden çok daha yüksektir.

İnsani inisiyatif ve Avusturya’nın “yasal boşluğu” doldurma önerisi kaçırılamayacak kadar iyi fırsatlardır. Nükleer silah sahibi devletlerin liderliğindeki sonuçlar hayal kırıklığına uğratıcı değilse bile oldukça zayıftır. NATO üyesi devletler de dahil olmak üzere insani inisiyatifi destekleyenlerin önünde tarihi bir fırsat bulunmaktadır. Askeri ittifaklar ve dikkatin dağılması korkusu argümandan ziyade bahaneye benziyor.

Hiroşima ve Nagazaki’ye atom bombası atılmasının 70. Yıldönümü anmalarına hazırlanırken yeni bir liderlik gerekiyor. Bir nükleer patlamanın dehşetini ilk elden yaşayanlar artık yok oluyor. Şimdi bahanelerin ya da zaman diliminden yoksun belirsiz abartılı amaçların zamanı değil. Şimdi verdiğimiz sözleri tutmanın ve somut sonuçlar ortaya koymanın zamanı.

Arielle Denis ve Daniela Varano

♦